Sayfalar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Şubat 2013 Perşembe

Özür Dilerim...

Özür dilerim,
İnsanları üzmemek adına, arada kaldığım ve anlaşılamadığım için...
İyi niyetli davranışlarıma karşılık yapılan densizlikleri, affetmek büyüklüktür deyip, kulak ardı ettiğim için...
İnandığım şeyler uğruna, korkusuzca savaştığım için...
İnsana, sadece insan olmasından ötürü, saygı duyduğum için ...
Canım yanarken bile, sevdiklerimi savunmak uğruna canlı, canlı öldüğüm için...
Beni düşünmeyen insanlar uğruna, yıllarca fedakarlık yaptığım için...
Zehir dolu yürekleri düzeltmeye uğraştığım için...
Düşman olana bile, dost gibi yardım ettiğim için...
Elimi verdiğimde, kolumu alanlara, öbür elimi uzattığım için...
Hiç düşünmeden inandığım, sevgimi, gençliğimi, sabrımı harcadığım için...
Yıllar boyu taammüden yapılan kötülükleri, ilmek, ilmek örğmen tuzakları, görmediğim için,
Gece gündüz çalışıp, oğlumu yalnız bıraktığım için...
Birileri mutlu olsun diye , kendi ömründen, evladımın ömründen çaldığım her saniye için ...
Annemi, ailemi, beni sevenleri inandıklarım uğruna kırdığım için...
İçim dışımda, yalansız dolansız, dümdüz olduğum için...
Her derdi olana yardım ettiğim, arkamdan hançerleyen hainlere inandığım için...
Düşmanımı, dost sandığım için...
Kendi isteklerim uğruna, oğluma yaşattığım, binlerce üzücü, uykusuz gece için...
Sadece, kendim olduğum için...
En güzel yıllarımı, gençliğimi anlamadan, geçirdiğim için ...
Babama verdiğim sözü, aşk olduğuna inandığım şey yüzünden bozduğum için...
Hiç hak etmediğim şeylere, kimse kırılmasın diye katlanıp gözyaşı döktüğüm için ...
Kendimden, bana gerçekten, hiç çıkarsız değer veren, gönülden seven, gelmiş, geçmiş tüm çevremden, ailemden ve oğlumdan... Bu yıllar boyunca bilmeden kırdığım herkesten. Çok ama çok Özür dilerim... Tüm ruhum ve kalbimle.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Sizin Başka İşiniz Yok mu ?

Bazı insanlar, hayatları boyunca başkalarıyla uğraşmaktan, kendi hayatlarına odaklanmıyor . Bunu iki türlü yapıyoruz. Biri iyi, biri gayet kötü niyetli.
İyi niyetli olanlar, sevdiklerini merkezlerine koyup, onun çevresinde ateşe aşık pervane gibi dolaşıp duruyor.
Art niyetli olansa , pervanenin mumu gibi ama bilerek yakıp, yıkıyor.
Bilmeyenler için, pervanenin hikayesini anlatacağım ki, iyice anlaşılsın. Durumun vehameti, böyle insanlar bu zamanda kalmadı, olanında köklerine Baltayla vurup yok etmeye çalışıyor diğerleri. İyi niyeti görünce, güneşe bakan vampire dönüyorlar belli ki. Kanını emin onu da kendilerine benzetmek için delice bir çaba gösterip, olmayınca yok etmek için uğraşıyorlar top yekün. Çıkarcı yürekleri soğusun diye.
Mutasavvıfların divanında simge haline gelen, muhteşem bir hikayedir bu.
Pervanenin, mum'a olan aşkı, yani ateşe.
Pervane, aşk hasreti ile mum'un etrafında döner, döndükçe coşar, coştukça daha çok döner. Aşkı o kadar büyür ki daha da yakınlaşmak, onun bir parçası olmak, dokunmak ister. Kanadının ucu muma değer, yanan kanadının ucu bile, yakan aşkı olduğu için keyif verir ona. Dönmeye, dokunmaya devam eder. Yana, yana...
En sonunda dokunmak yetmez, aşkını kucaklamak içine alıp saklamak, onunla bir olmak ister. Ateşle bütünleşen bedeni, kavrulur yanar. Düştüğü yerde aşk tadıyla, acısıyla ölür gider. Ve mumun bundan haberi dahi olmaz.
Nazım der ki; Sen yanmazsan, ben yanmazsan, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...
O da pervane, mum ateşinde yanmış. Ne çare, yazdıkları çok sonra anlaşılmış, ülkesine verdiği değer, önündeki muhteşem yürek.
Pervane olanlar, ne yazık ki ancak, kaybedilince değer kazanıyor bu ülkede.
Yalaka, maraba, el pençe divan, olur efendimcilerden olmak lazım. Gemiyi yürüten kaplan olmak için. Görme, duyma, konuşma , aptala yat, akıllıca kullan seni aptal zannedenleri teknik bu. Ama olmaz, bu her yüreğe uymaz, çürütür. Bunun yerine yanmayı tercih eder kimi deli yürek. Azdır ve çok kıymetlidir böylesi, görecek gözü olana .
Ama pervane olmak zordur. Kanatları yansa da, uçar bazen pervaneler. Ve diğer herkes hasetle kırmaya devam eder kanatlarını, ta ki ölene dek. Bunca iyiliği çevrelerinde görmek bile öldürür onları. Çünkü, her seferinde, kendi kötülükleri yüzlerine vurulur.
Bir insana zarar vermek için, güç gerekir, diğer herşey için sevgi yeter. Ama bunu görmek için, göz, duymak için MANGAL gibi YÜREK gerekir .
İnsan olan sevmeye, sevilmeye, iyiniyete saygı gösterir.
Haset, hellaleşemeyen, insana mal gibi bakanlarsa, durmadan intikam peşinde koşar. Neden ? Sonunda ne kazanacak ? Hiç !
Nefret, bir yüreği törpüleyen en büyük ve en yırtıcı ponza taşı, en sonunda mum kendini yer bitirir . Hiç kimseye ihtiyaç duymaz bunu yaparken.
Her an pusuda, paranoyakça intikam peşinde bir yürek.
Hayatın, bunların hiç birine değmeyeceğimi bilen pervanedir. Yana, yana her gün biraz daha yok olurken bile, incitmez onu yakanı. Lav olup üstüne aksa bile.
Bunca körlük neden ?
Uğraşmanın bir de Haris olan yanı var. Bu da art niyetli taraf.
Çevresinde olan biten herşeyi, kendi faydası için gören insanların tavrı. Fazlasıyla açgözlü ve acıtıcıdır. Sadece kendisi için doğru olanı önemser, başkalarının her yaptığını bu anlamda kontrol eder. Kendinden başkasına güvenmez. Ama herkesin, her yaptığıyla çok ilgilidir ve hep kendi aleyhine zanneder. Ve başkalarını yaralarken düşünmez bile.
İyiliğinde, kötülüğünde kendi uhdesinde olduğuna inanacak kadar yüce görür kendini.
Ve her durumda haklı bulur , kötülük dahi yapmış olsa, iyi bir nedeni vardır.
Haris olmak kötü anlamda kullanılmaz her zaman. Ama ne yazık ki biz, millet olarak, sadece hırsla, doymazlıkla yapılan şeyleri anlıyoruz, algılıyoruz.
Bu konuyu, en iyi ifade eden kitaptan bir alıntı paylaşmak istiyorum. İki anlamıyla da;
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Andolsun ki, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. Çünkü O sizin hidâyetiniz, için çok harîstir, mü'minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. (Tevbe sûresi: 128)

İki harîs doymaz. Biri ilmin harîsi, diğeri de malın harîsidir. (Hadîs-i şerîf-Taberânî)

Ey oğul! Gönlün ferah olup, duânın makbûl olmasını istersen; dünyâya harîs olmayan, her işi Allah rızâsı için yapan âlimlerle berâber ol. (Süleymân bin Cezâ)

Eğer insan hunharca doyumsuz ise, hiç bir sevgi, hiç bir zenginlik onu tatmin etmiyor. Hep daha fazlasını isterken, çevresini nasıl yakıp yıktığını dahi göremeyecek kadar körleşiyor.
Ve çevresindekiler...Ancak çıkarcı ve iki yüzlü tavırlar sergilerse yanında kalıyor.
Ve ne yazık ki , insanlarla çok ilgili, sözde herşeyi anlayan insan sarrafı bu tip insanların çevresindekilerde, bir o kadar yalan. Hatta iki ayrı insanmış gibi. Bu tip insanların en önemli açığını biliyorlar, görmek istediğini göster. Dürüstlüğü boşver. Çıkarların için ne gerekiyorsa, onu yap.
Göstermek istedikleri ve gerçek yüzleri.
Bazı insanların çevresinde, gercekten güvenecekleri çok az insan oluyor. Olanı da, diğerlerinden kalma, güvensizlik çöpünün içine koyup, karıştırıp, eninde sonunda yok ediyorlar. Mum gibi.
Böyle insanların, ya gerçekleri mucizevi bir şekilde görmesi. Ya da gercekten dedektif tutup, nasıl aptal yerine konduğunu, gerçekten ve ayrıntılı öğrenmesi lazım.
Uzaklara bakarken, yakını görmez çoğu zaman insanlar, konduramaz.
Oysa, hayatlar içinde ne hayatlar yaşanır. Aynı evde, kaç kişi, birbirini ne kadar uzun süredir kandırıyordur kim bilir . En masum maskeler altında, hatta her durumda haklı çıkarak ve daha güçlü.
Bir diğeri kendini çok akıllı zannederken, kimlerin eline oyuncak oluyor ? Ama kendi içinde onları korumaya aldıysa, asla şüphelenmez, bir ömür her tarafa bakan gözleri, onların yaptıklarını asla görmez.
Allah, herkese, kim olursa olsun, gerçeğini görme şansı versin.
İki yüzlü çokluktansa, dürüst yalnızlığı tercih etmek daha doğru sanki.
Hiç olmazsa, ne pervane olur yanarsın, ne gün be gün erirsin kendi kendine.
Allah, herkese kim için ne dilerse, on katını versin.
Biraz da akıl, fikir ve vicdan ...

25 Şubat 2013 Pazartesi

Şehir Hikayeleri


Sehirde yasamak sanattır . Herkesin harcı olmayan , karmayı bilmezseniz katılaşan, icinde hapseden bir beton gibi. Ya temeliniz sağlam olacak, ya çok deli olacaksınız, ya çok umursamaz ya da caresiz. Bir sehrin sırrını çözerseniz her sehir, pandora'nin kutusu gibi aciliverir onünüzde. Her şehir anlatir kendini, kendine özgü bir dili vardır. Her sehrin raconu vardır . Her sehrin, rengi, dokusu degisiktir. Soğuk yerlerde yaşayanlar, güneşi görünce ısınır. Sıcakta yaşayanlar, hep alev alevdir. Deniz kutsar sehirleri, bolluk, bereket ihtişam sunar. Kara sığlaştırır. Çok sıcak alıklaştırır. Dağlar yorar, ama dağın insanı da her zorluğa karşı koyar.
Büyük ya da küçük sehirler vardır. Arası olmaz bu isin. Büyük sehirler markalastikca zorlaşır. Giyinmek, oturmak, yemek yemek bile zordur.
Sırf nefes almak için, çok çaba, zaman ve para harcamanız gerekir.
Küçük şehirlerde büyümek daha kolaydır, büyüyüp büyük yere gitmek daha az riskli .
Ya da riske girer büyük oynar, baştan güçlenirsiniz ya da yok olursunuz.
Şehrin dişlileri arasında kalmak zordur, bir anda paramparça eder insanı. Ya da yağ gibi akar gider, şehrin parçası , ihtiyacı olursunuz.
Büyükşehir yorar insanı, bir sürü kılıf içinde, insan diye konuştuğunuz insansız bedenler içinde boğulursunuz.
Cehalet ve atalet içindeki ruhların seviyesine inemez, inmeye çalışırsanız tecrübesizlikten yok olursunuz.
İyi kalmaya çalıştıkta yalnızlaşır, en sonunda bir avuç insanla ancak bir olursunuz.
Arkanızdan açılan çukurlara düşmemek için uğraşır, baltaları çekmiş saldıran zavallılarla dövülmeler zorunda kalırsınız.
Hayat, yorar insanı zaten. Şehir, hayat,insan bir arada yaşamak çok zor.
Bu yüzden yaşayacağınız şehri , içindeki insanları iyi seçin.
İnsan diye konuştuğunuz ruhsuz bedenler, o şehri oluşturur.
Şehir ölmez ama sizi öldürür.

24 Şubat 2013 Pazar

Aşk Herşeyi Affeder mi ?

Bu sorunun cevabı çok basit .
Evet.
Ama ...
Bünyenin limitleri dolana kadar.
Bünye bir yerden sonra, kabul etmez. Dar geceleri. Gözyaşı akmaz olur, acı bile acıtmaz artık.
Bir kelime bıçak olur keser, bir hareket çığ olur çöker.
Onca yıl ağzını açmayan, herşeye razı olan aşk, bu sefer, kuş olur uçar.
Cam kırıkları her yana dolar.
Yürek bir yanar, iki yanar bazı saflar yıllarca yanar, ama gün olur gözyaşları donar.
O yüzden, aşk affeder, bumerang gibi gider dönerim diye düşünüyorsanız, bir daha düşünün .
Papaz her zaman pilav yemeye bilir.

Son söz yine Şems ile olsun

Şems ile Pervane

Aşka fena susamıştım , sevilmeye de çok açtım
İşte böyle bir zamanda sana lokma bandı gönlüm
İlk başta tereddüt ettim sana bağlanmaktan kaçtım
Anlamıştım bir ağuydun malesef bal sandı gönlüm

Fazla tecrübesi yoktu bu işlerde bir çıraktı
Acılar ile yan yana mutluluğa hep ıraktı
İşte bir macera daha onda derin iz bıraktı
Neylersin ki bir bakışa, bir gülüşe kandı gönlüm

Ne yaptın ki benim için tek verdiğin bolca vaat
Baştan sona zarardayım göremedim bir menfaat
Mutluluk bulayım derken dert çekti her gün her saat
Ama yine uslanmadı hep adını andı gönlüm

Ben dalında gonca güldüm bülbül olup çilemedin
Ağladığım günler gelip göz yaşımı silemedin
Aslında bir hazineydim kıymetimi bilemedin
Susamış gönüllere su acıkana nan’dı gönlüm

Oysa sana gökyüzünden parlak yıldızlar dermiştim
Bu hayatta neyim varsa senin önüne sermiştim
Sadece bir kaç gün değil sana ömrümü vermiştim
Benim için ne sen yolcu ne de yolda han’dı gönlüm

Nedenini anlamadım daima sana meyildi
Daha iyileri varken senin önünde eğildi
Sen anlayamadın ama gelip geçici değildi
Sen benim için canandın sana daim can’dı gönlüm

Hayatında senden başka ne varsa kenara attı
Bak yine beceremedi yine çırpındıkça battı
Sıcak bir sevgi beklerken yazık bir aleve çattı
Pervaneydi muma geldi her dönüşte yandı gönlüm




23 Şubat 2013 Cumartesi

HAYAT AĞIR OLUR BAZEN

Hayat'ta, hava gibi ağır olur bazen. Boğar insanı.
İçinden tren geçer, dumanını tüttüre, tüttüre. Boğar kömürün gazı, ciğerlerine dolar.
Sislerin içinden çıkaramazsın yüreğini.
Deşip geçtiği yerden, oluk, oluk acı akar insanın içine.
Onarıp kabuk tutsun diye beklemez kimse.
Açtıkta açar, oydukça oyalar . Kimseye zarar vermemiş, bilerek incitmemiş, hatta hayatlarını olağanüstü kolaylaştırmış bile olsanız , çirkinliğe aç tüm yürekler saldırır üstünüze.
Yeter dediğiniz her seferinde, bir yenisi başlar .
Bitmeyen, bir sabır sınavı gibi.
İki yüzlü, kötü ruhların sisinden sıyrılıp güne uyanmak, güneşi görmek için uyur yürek.
Ve bu sınavın bitmesini bekler, diğerleri gibi bu da bir gün bitecektir bilir.
Güneşe uyanır, meleklerini selamlar, herşey için şükreder ve güne başlar.
Ve bitişi yine Şems ile yapalım.

Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. ... Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!

Bu kadar işte sadece bu kadar. Anlayana...



21 Şubat 2013 Perşembe

EĞER ERKEK SEVERSE



Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca. 
Dağı bile taşır, insan aşık olup inanınca...
Şems...

Aslında, tutup bu sözün altına bir şeyler yazmak ne kadar haddime bilmiyorum.Ancak yıllarca bu sözü, tüm ruhuyla yaşamış bir insan olarak, iki kelime yazmaya hakkım vardır  diye düşünüyorum. Kıssadan hisse, kim ne çıkarırsa diye...

Belki sevgiyi üzülmek sayan, her ağladığında, kendi acısıyla kendini yıkayan birileri duyar da, düşünür diye...

Sevmek yürek ve sabır ister. Her baba yiğidin harcı değildir. Bazıları sevdiğini iddia eder, ancak sevdiği için gereken zamanda, gereken hiç bir şeyi yapamaz. Yorar, yoğurur, uzatır, acı bir sakıza döner hayat, her derdi sizin üstünüzde kalan.

Sevgi, diğer her duygudan farklı, sadelik ve tevazu içinde, pürüzsüz ise yaşar ancak bir bedende.
Bazen çok güçsüz gördüğünüz bir insan, dağ gibi sever, Şems'in dediği  gibi, bazısı dağ gibi görünense de güçsüz kalır sevginin ağırlığı karşısında.

Önemli olan ne sizin için ? Sevmek boş mu geliyor ? Karın doyurmuyor mu ? O zaman boş verin sevgiyi, sevgisizliğin içinde, başka zevkler bulun içi boş. Ama görüntüsü çok dolu olsun. İçinde siz değil, hep başkaları olsun. Lüks arabalara binin, lüks yerler gezin mesela. Sonra dönüp dolaşıp evinize geldiğiniz de arayacağınız o evi yuva yapan insan olacak. Yaşadığınız yer yuva değilse, ancak mutsuz ama lüks bir mezar olacak.

Çünkü, bu dünyada bir tek sevgidir olmazsa olmaz. Sağlığın bozulursa, ancak, sevdiğiniz sevgiyle bakar size, söylenmeden, içten, hatta sizden çok üzülerek,  darda kaldığınızda sevdiğiniz kol kanat gerer, o dar da olsa bile, üzüldüğünüz de sevdiğiniz dinler en içten şekilde...

Sevgi yoksa, yine bakacak biri bulunur elbet ama neyle...

Sevgi öyle güzel ve asil bir duygudur ki, karşınızdaki taş olsa, pamuk gösterir insana. Sizi pamuk görenin kalbini taşla ezdiğinizde bile...

Sevmeyi bilirdim, sevilmeyi bildiğimi sanırdım.

Anlıyorum ki gerçekten seven, gözünden sakınıyormuş, hiç bahane bulmadan mutlu etmeye uğraşıyormuş. Hataları bal diye görüyormuş.

Seven erkek ise, kalbini ortaya koyuyor sizi herkese dünyanın 7. harikası diye gururla tanıtıyormuş. Sevgisini bir madalya gibi, her saniye kalbinin üstünde taşıyormuş.

Seven adam hiç beklemeden, dünyayı aşıyormuş.

Gece olsun, gündüz olsun, yıl bitsin, yaş gelsin, öküz ölsün, buzağı doğursun, bahar bitsin, yaz gelsin, bu bahar olmadı yarına Allah kerim demeden...

Anladım ki, gerçekten sizinle bir ömür geçirmek istiyorsa, bin dereden su getirip, binlerce yalan ardına sığınıp, saçma sapan bahanelerle dünyayı dolaşıp gelmiyormuş yanınıza.

Diz çöküp '' Evlen benimle'' diyormuş. Kimseden saklamadan, bağıra, bağıra...

Anladım ki...



Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca. 
Dağı bile taşır, insan aşık olup inanınca...





24 Ocak 2013 Perşembe

KEŞKE



İnsan ne müthiş bir yaratık, Allah nasıl yaratmış ? 
Hayranlık duymamak elde değil . 
Her gün aynada kendinize , sabah evden çıkıp çevrenize bakarak, devamlı mucizeler görebilirsiniz. 
Bunun kıymetini bilmek ve ya bilmemek iste bütün mesele bu. 
Kendi varlığı ve kendi çatısı altında olan insanları önemseyip, diğer insanları araç olarak görüp kullananlardan mısınız ? 
Yoksa, her insana, insan olduğu için değer verenlerden mi ? 
İkisi arasında büyük fark var. Birisi, dünyanın merkezinin kendisi olduğunu zanneder, diğeri bütünlüğün harmonisine inanır, herkese en az kendisi kadar saygı duyar. 
Biri bencildir, diğeri hümanist .
Birisi söylenmeyeni duyar, diğeri söyleneni bile anlamaz, aldırmaz.
 Birisi için her şey bir yarıştır, diğeri için sadece gidilen yol. 
Biri hep yenmeye çalışır, diğeri bu hayatta yenmekte, yenilmekte olduğunu bilir, ve hepsini aynı dinginlikle karşılar . 
Biri için para amaçtır, diğeri için araç. 
Biri insani kullanır ve bunu hak görür , diğeri mutlu etmek için, kendinden ödün verir ama gocunmaz. 
Biri yüreğinin götürdüğü yere korkusuzca gider, gerekirse savaşır. Diğeri, herkesten korkar, gölgelerin arkasında yaşar.
İşte bu iki yapı bir araya geldiğinde, terazi öyle bir tek tarafa yüklenir ki, eninde sonunda yıkılır. 
İyimserliğin gücü biter, bencillik devam ettikçe. 
İnsanlar birbirini deneme hakkına, haddine sahip değildir . Hele bunu binlerce defa yapma hakkına hiç sahip değildirler.
İnançsız ve güvensizliğinizi yenemezsiniz, gerçek sevgiyi sonsuz defa sınar, yerden yere vurursanız, eninde sonunda içimizdeki paranoyayı gerçeğe dönüştürürsünüz . 
O insanı kaybedersiniz. Bunda tek suç sizindir. Ve bunun tek suçlusu , sonsuz bencilliktir. 
Görmekten, duymaktan, konuşmaktan kaçınıp sığındığınız limanlar sizi almaz olur artık. 
Yaptığınız işkenceleri görmez, bir de karşınızdakini suçlarsınız....
Ara sıra benim yaptıklarım bana yapılsaydı ne tepki gösterirdim diye düşünmek lazım ?
Kendinize, sevdiklerinize yapılmasından hoşlanmayacağınız şeyi başkasına da yapmamak lazım.
Yapmak zordur, yıkmaksa kolay. 
Bazen, karşımızdaki manevi olarak o kadar güçlüdür ki , tüm darbelere rağmen ayakta kalır. 
Tüm orman yıllar içinde, gün be gün yerle bir olurken , sabırla kalan son ince dala bile tutunur. Baltalar, her bir yanı acımasızca yerle bir ederken kalan son dala.
Tüm fırtınalar, ayazlar, depremlerden sonra bile savunur kalesini. Yapayalnız, karanlıkta, bir başına...
Gecelerin ne kadar uzun, yalnız ve acımasız olduğunu öğrenir.
Hep bir umutla uyanır, yıkıldığı her geceden. Bugün o gün, her şey bitecek diyerek.
Anka kuşu gibi, küllerinden doğar her yeni güne. 
Ve her sabah, olan biten her şeye rağmen, hiç bir şey olmamış gibi, kimseyi üzmemek için, tüm acı kılıfını söküp atar gün ile hayata yeniden başlar.
İnsanlık, sevgi, onur bunu gerektirir. 
Tüm bunlara rağmen bencillik sınır tanımaz, saldırılarına devam ederse, iyi niyet bile pes eder. 
Kalan son dal olmadık bir zamanda kırılır . 
Büyük servetler, bencillikle yok edilir. 
Hayat emek ister ve verilen emeği görmek. 
Çevrenizdeki insanları nasıl değerlendiriyorsunuz ? İyice bir düşünün. 
Parasına mı bakıyorsunuz, yüreğine mi ? aklına mı ? sevgisine mi ? dürüstlüğüne mi ?
Nesine ...
Ve ne görebiliyorsunuz baktığınızda.
Unutmayın hayat kısa . 
Bu hayatta tek " Gerçek Servet " , içten, sevgi dolu ilişkilerdir . 
Bulduysanız, kaybetmemek için çabalayın, ama bu çaba karşımızdakiler tarafından sömürülüyor, sündürülüyor görülmüyorsa....
Bırakın. " Biz " demeyi başaramadığınız hiç bir ilişki yaşamaz.
Tüm ilişkiler iki kişiliktir, ne fazlasını kaldırır, ne azına dayanır. 
Bencil hayatını yaşar , iyi niyetli taraf hayatını adar. 
Aslında ilişkiler elle örülmüş ipten köprüler gibidir, eğer iki tarafta dokuyorsa, güçlü kopmaz olur. 
Hiç bir güç yıkamaz . 
Bir taraf sabırla dokurken, diğer taraf devamlı üstünden ezip geçiyorsa ilmek, ilmek örülen her dokuya zarar veriyorsa, köprüyü örmek yıllar sürer. 
Bir gün ezilmekten o kadar bıkar ki işleyen, dokumak için yıllarını verdiği, kan ve gözyaşı döktüğü ipten köprüyü kendi elleriyle keser.
Acının acıtmaz olduğu anda, en büyük acıyı yine kendi kolunu keserek öder. Diyeti budur.
Bir daha kimse üstüne basıp ezmesin, zarar vermesin diye. 
Artık yapmak istediği tek şey, sadece kendini korumaktır. 
O güzelim köprü dalgalara gömülür , artık gidecek bir yol yoktur. 
Tek taraflı hiç bir şey olmaz. 
Siz, siz olun sizi seveni sevin. 
Sizi, sizden çok düşüneni hiç bırakmayın.
Sevginin içinde bencillik olamaz , kendinizi kandırmayın .
Acı, sevginin kardeşi değil . 
Özveri, sabır sonsuz değil. 
Bu hayat harcanacak kadar uzun değil .
Keşke hepimiz, kendimiz için, en doğru yolu seçebilecek şansa sahip olsak, 
Keşke, bu hayatta neyin değerli olduğunu anlayabilecek kadar yüreğe sahip olsak,
Siz, siz olun iyi insanı görünce, böyle insan olmaz, vardır içinde bir iş, bu kadar çıkarsız olamaz  deyip yargılamayın.
Gerçek iyilik, gerçek dostluk, gerçek aşk zor bulunur.
İyi , sabırlıdır, ama onun da sabrı sonsuz değildir .
Her şey gibi o da tükenir. 
İyiliği bulduysanız, iyilikle gidin. 
İyiliği, güzelliği yok etmeye değil, üretip çoğaltmaya çalışın.
Korkuyla değil, sevgiyle yanaşın.
Asla ve asla bir başkası için, onu üzmeyin kırmayın.
İyilik sabırlıdır.
Ama kırıkları çoğalır ve bir gün öyle bir dağılır ki bir daha asla toparlayamazsınız.
Ve son pişmanlık fayda etmez.
Çünkü insan ne ederse kendine eder.



23 Aralık 2012 Pazar

BURAYA KADARMIŞ ...

Bir çok defa kullamışızdır bu cümleyi . Kısa, ama çok şey ifade eden bazen acı veren, bazen, aksine bir acının bitişini anlatan, duruma göre değişen bir cümle. Hayat öyle seylere gebe ki, ne zaman, neler olur bilinmez. Son zamanlarda anladım ki, en önemlisi sağlık ve huzur . İkisi de zor bulunan, kaybederseniz, kendini çok aratan iki deger . Gerisi fasa fiso.

Annem hep der ki, altın tabakta da yesen , tahta tabakta da yesen, yiyebileceğin yemek belli. Önemli olan saglikla, keyifle koymak her lokmayı ağzına . Ağız tadı yoksa, en lüks yerde yemişsin, ne fayda.
Kuaförümde, arka odada yediğimiz bir tabak makarna ne keyiflidir. Paylaşarak  yenmiş bir lokma yemek.

Para pulla ilgili tek derdim, bana güvenen insanlarla ilgili sorumluluklarım oldu her zaman. İnsanlar mutlu olsun, yüzü gülsün yeter. Gerisi boş. Çok yemek yemem, ama dolabımda sevdiklerimin hoşuna gidecek şeyler olsun diye alışveriş yaparım. Kendim için yaptığım bir şımarıklığım var " itiraf ediyorum " ayakkabı ...
Asla bıkmam  , onun dışında hep çevredekilere odaklı yaşadım. Annem, oğlum, kardeşlerim, sevgilim, çalışanlarım , arkadaşlarım mutlu olsun. Hatta, çoğu zaman, kendimi mutsuz etmek pahasına yaptım bir çok şeyi.
Sabrımın sınırlarını çok aşan durumlarda dahi, sevdiklerim için sustum. Söylenecek çok şey varken. İnsanlar mutlu olsun diye.
Bunun ne büyük bir mutsuzluğa götürdüğünü göremeyecek kadar odaklanmıştım, kendimden başka insanların mutluluğuna . Hep " evet" diyen bir insan olmak, büyük bir problem. İnsanların bencilliği o derece tahammül edilmez hale geliyor ki, altından kalkamıyorsunuz bir süre sonra.
Ve en kötüsü, bir bakıyorsunuz yıllar boyu yaptığınız hiçbirşeyin kıymeti yok . Göreviniz olmuş herşey. Ne derece özverili olduğunuz görülmüyor.
Gün gelip, buraya kadar dediğinizde de haksız oluyor, hatta inanılmaz, çirkin, saygısız hareket ile karşılaşıyorsunuz.
Bunun tek acı yanı, onca yıl kıymet verdiğiniz insan ya da insanları nasıl olupta tanımadığınızı düşünmek. Aşk, sevgi ne kadar kör eder bir insanı.
Ve onca yılın hiç mi ? Hatırı yoktur. Çok üzülmekten başka yapacak birşey yok ne yazık ki. Ama baştan önlem almak istiyorsanız, başlaları için değil, kendiniz için yaşayın.
Değer vermek , sevmek her insanın harcı değilmiş. Birşeye başlarkende biterken de saygılı olabilmek saygının  gereği.
Ancak ne yazık ki, çoğu insan bunu başarmaktan çok uzak. Kendi istedikleri olmaz ise bir anda bambaşka bir kişiliğe bürünüp, tanınmaz hale gelebiliyor.
Buraya kadar " sevgiyle kal " diyemiyor.
Bencillikle , sevgi dolu kalp arasındaki en önemli ayrım işte bu.
Her yaptığının silineceğini, sonsuz kapris yapıp her seferinde affedileceğini düşündürmeyin çevrenize, her istediklerine evet demeyin. Hoşlanmadığınız şeyleri yapmayın. Sizi seven insan, önce sizi mutlu etmeyi düşünmeli, size köle gibi davranan, isteklerini direten insanların sevgisi farklı.
İstediklerini yapmadığınız gün, bambaşka biri oluveriyorlar.
Bir insana " Buraya KADARMIŞ " demek ya da dedirtmek istemiyorsanız, ne kullanın, ne de sizi kullanmasına izin verin. Gerektiğinde " Hayır" demeyi zamanında öğrenin. Sevgi gözünüzü kör etmesin. Kolay, kolay kimseye güvenmeyin.
Siz siz olun. Önce kendi varlığınız için şükredin, ve hiç kimseye gerekenden fazla değer vermeyin .
Can Yücel ile bitirmek istiyorum bu yazımı. Hayat güzel, savaşmak için çoooook kısa.

''Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama ..
Yarım saat erkene kurulsun saatin Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.. Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin. Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart Çek kızarmış ekmek kokusunu içine Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hattâ daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık. Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hattâ üşü hava soğuksa yürü, yürürken sağa-sola bak, öylesine değil, görerek bak. Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara. Hatırlarını sor, öyle lâf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illâki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları bardakları misafire
Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illâ ki sağlık!''
CAN YÜCEL