Sayfalar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

15 Haziran 2014 Pazar

Benim Adım " Yetim "...

Baban, gün olup ansız, zamansız bırakınca elinden, 
Bulutların üstünde gezerken, alevlere düşer yanarsın. 
Cennette yaşarken, cehenneme iner,  orada kalırsın. 
Öyle bir kora döner ki yüreğin, ne kadar ağlasan kurutamazsın. 
Öyle bir acıdır ki o , anlatamaz, anlatsan da anlaşılmaz, alışılmaz  ömür boyu durmadan kanarsın. 
Kıymetlin, can dostun, sırdaşın , ilk aşkın, meleğin, sığındığın mabedin yoktur artık, bu dünyada yapayalnız kalırsın . 
Ona ait her an, hiç silinmeyecek şekilde donar zihninde, asla unutamazsın. 
Tek bir günü bile kaybetmeden, hatırlarsın. 
Bir dakika onunla olmak için, her gece uykuya dalar, gözyaşlarıyla, yine onsuz uyanırsın. 
Baban giderse çatın gider, her mevsimde yarı çıplak , bu hayatta dımdızlak kalırsın. 
Baban gidince bedenin yaşar, ama artık asla tam olamazsın. 
Bir tarafın hep kederli, bir tarafın hep yıkık dökük, her andığında kanayan yaran, her daim açık . 
Baban gitti mi, en büyük depremi yaşarsın. Bir daha yerine oturmaz taşlar. Her gün biraz daha derine iner, sarsıla sarsıla yaşarsın. 
Onsuz da güler , ağlar, neşelenir , yas tutarsın. Onun yokluğunu doldurmak için Allah bilir,  neler saçmalarsın. 
Her yerde, herkeste onu ararsın, çölde bir damla su bulsan,  vaha sanırsın. 
Baban gitti mi çok aldanırsın. Herkesi baban gibi " Melek " sanır, suya gider, susuz kalırsın.  
Onu her düşündüğünde,  aynı acıyı iliklerine kadar hisseder, yine o karanlık, yapayalnız kaldığın çukura atılır, çığlık çığlığa bağırır ama bir Allah'ın kulu tarafından duyulmazsın. 
Baban gitti mi , melek kanatların gider, şeytan sofrasında kalırsın. Yaşar, yaşatır, yol alırsın...
Acırken ölmeyi, mutsuzken gülmeyi , ama kimseye belli etmemeyi öğretir sana. 
Bu hayatta herşeyin " Mübah " olduğunu ,
Sabrın sınırı olmadığını , 
Ve deliler gibi korktuğun, ölümü bile sevmeyi, sırf bir gün ona ulaşma ihtimali için. 
Kocaman parmağını, küçücük elinle tutup korunamazsın artık.
Oturup dertleşemezsin seni hiç kırmadan konuşan sevgi dolu bir kalple.
Kalbini kimse sonuna kadar açmaz sana, ama sen açık sanır aldanırsın. 
Sonra yine baban sayesinde o yalanları da anlarsın.
Sen başarırsın diyenlere inanmazsın, yürekten değildir çoğu.
El verdiğin elini , yüreğini verdiğin yüreğini kırar. 
Susarsın , babandan öğrendiğin sonsuz sevgiye sığınır , yine insan kalırsın. 
Herşeyi ve herkesi onun gibi affeder, onun gibi herşeyi içine atar, sessiz, güçlü ayakta kalırsın. 
Çünkü ona verdiğin sözü asla unutmazsın. 
" Ne olursa olsun , yıkılmayacaksın, kimseye müdana etmeyeceksin, inandıklarının peşinden gideceksin, insanı seveceksin, her zaman dimdik yoluna devam edeceksin " 
Sen de öyle yaparsın, düşsen de kalkar yol alırsın. Hayatı babanın yüreğiyle yaşarsın. Düşersin belki ama babanın kızıysan, kendi başına ayağa kalkarsın. 
Çünkü bilirsin bir tek, 
Arkanda babandan miras,  ailen kalır her durumda. Çıkarsız, bahanesiz ...
Bir de önünde elini tutacak, sana Işık olan, can parçan,  evladın. 
Bu hayatta,  böyle ite, kalka ayakta kalırsın.
Baban gitti mi , nefesin, suyun gider.
Ancak ondan parçalarla hayata tutunur, biraz nefes alırsın.
Yine baban vardır yani yanında, başka kimseyi bulamazsın . 
Canım babam, yanımda olman için bilsen neler vermezdim. Öyle özledim ki seni, anlatacak kelimem yok. 
Daha yazılmadı. 
Allah'a şükür,  yaşadığın her gün senin yanındaydım, seni hep sevdim, sana şımardım .
İyi ki sen benim babamdın. 









5 Haziran 2014 Perşembe

DüşEvi Türkiye'de Bir İlke İmza Atıyor...

Türkiye'de bir ilk. Dünya'nın ve Türkiye'nin Her bölgesinde düzenleyeceğiniz VIP turlar, için o bölgede yaşayan ve bölgesini çok iyi tanıyan ,
VIP hizmet verme bilgisi ve tecrübesine sahip,
Bölge tanıtımı, gurme tur, iş toplantılarında ve özel sunumlarda çevirmenlik yapabilecek,
Profesyonel Rehberlik ve Tercümanlık hizmetleri alabileceğiniz bir adresiniz var artık. 
Dilerseniz, seçtiğiniz bölge ile ilgili gerekli otel, gezi, restoran bilgisi tarafımızca isteğiniz üzerine hazırlanmaktadır.
İstenilen bölgede ister Türkiye, ister Yurt dışında herhangi bir bölge olsun, özel araçlarla VIP hizmet verilmektedir.

T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı kokartlı ,tecrübeli profesyonel rehberlerimizin eşliğinde misafirlerinize çok özel turlar.
Tur Programı Danışmanlığı

DüşEvi Reklam & Organizasyon & Cast

Mustafa Kemal Mahallesi 2093. Sokak No: 6 Çankaya Ankara
F : 0 312 220 24 23
T : 0 312 220 24 09
İnfo@duseviajans.com













































27 Mayıs 2014 Salı

Ankara'nın Yeni Yıldızı Düş Evi ...

Muhteşem bir ekiple, yepyeni bir girişim. Üst düzey kalite, uygun fiyat, dalında profesyonel bir ekiple, organizasyonlarınızda yepyeni bir bakış açısı. 
Düşleriniz bizimle gerçek oluyor. 

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Bu Ülke Kanla Yıkandı, Parayla Satılamaz.

19 Mayıs 1919, bir ülkenin, " Hiç Bir Çıkar Gözetmeden "  sadece bağımsızlık için başlattığı mücadelenin, adım adım Anadolu’yu sardığı milli heyecanların coştuğu ve art arda kazanılan zaferlerle taçlandırdığı bir hareketin, ilk adımıdır. 
Dünyada tektir. 
Tarihini unutan bir millet olarak, unutmamamız gereken en önemli gündür. 
Bugün yaşadıklarımızın aksine, din, dil, mezhep, ırk ayrımı olmadan, bir ülkenin omuz omuza, sevgiyle, birlikte imkansızlıklara rağmen aldığı yolun, birlik olmanın öneminin, dünya tarihine atılmış imzasıdır. 
Lütfen, Anıtkabir'i ziyaret edip, işgal haritasına ara sıra gözatın ki hafızanız aydınlansın. 
Eğer bu mücadele verilmeseydi, hangi topraklarda yaşayacağınızı görün. 
Şimdi refüze edilen TÜRK kadınına ne büyük sorumluluklar verildiğini , kadına saygı duymayan bir milletin yaşayamayacağını , birlikten kuvvet doğacağını sindirin içinize. 
Mustafa Kemal, zamanlar ötesi düşünme yeteneği, azmi ve yıkılmaz iradesi ile, bu vatan için hayatını feda etmiş, benzeri olmayan bir liderdir.
O dönem beklenen, aranan ve istenen, toparlayıcı bir niteliğe sahip tek liderdi.  Girdiği bütün savaşları, ülkesinin de desteğini alarak, doğru stratejilerle imkansızlıklar içşnde kazandı. Tüm halk, din adamları herkes yanındaydı ? 
Lütfen, ara sıra gençliğe hitabesini okuyun. 
Şimdi her ne yapıyorsanız, iyi ve ya kötü,  işte o günlerde verilen milli mücadele sayesinde.
Kıymetini bilmediğimiz, balık hafızamızla unuttuğumuz yakın tarihimizin detayları, bedava dağıtılan okul  kitaplarında eskisi gibi yer almasa da, siz çocuğunuza öğretin gösterin. Unutturmayın. 
Bugün, Köle değil efendiysek, işte sebebi bu deyin.
Onca dökülen kan, şimdi ki halimiz için değildi. 
Ülkeyi başkaları parçalayamazken, tüm dünyaya ders verecek milli iradeye ve birliğe sahipken, düştüğümüz bu zavallı durumdan bizi çıkaracak olanın, yine sadece milli irade olduğunu unutturmayın . 
Bizi bölüp, parçalayıp yönetmeye çalışan hiç kimseye kanmayın.
‘Vatan bir bütündür, asla parçalanamaz’  sözünü aklınıza kazıyın .
Kimsenin, hiç bir nedenle kulu kölesi olmayın, biat etmeyin. Halk kendi efendisidir. Cehaletin ve paranın kölesi olmayın.
Allah'tan başka, hiç bir varlığın önünde boynunuzu eğmeyin.
 19 Mayıs 1919, Türk gençliğine emanet edilen, bir ülkenin gençlerin omuzlarında yükseleceğini anlatan, içinde çok fazla ders, derin anlamlar ve yakın tarihimizi saklayan çok önemli bir gün.
Bugün,  birilerinin kışkırtmasıyla, gençlerimiz,  birbirine farklı görüşler nedeniyle sokaklarda, taşla, sopayla, bıçaklarla saldırsın diye değil, birlikte hangi fikirde olurlarsa olsunlar, vatanın birliği ve dirliği için medenice konuşabilsinler diye, ecdadımızın kanla kazandığı bir gün. 
 Bu bayramın anlamı, 19 Mayıs’ın ruhunda yatan bağımsızlık mücadelesidir.
Kıymetini bilelim. 
Hiç bir önlem alınmadı diye, onca insanı toprağın altında bırakan sistemin, sağ, sol, din, dil,ırk ayrımını pompalayarak bu vatanı bölmesine izin veren herkes vatan hainidir. 
Bu ülkede yaşayan her ailenin, o savaşta yitip gitmiş ataları var. 
Elimizdekinin kıymetini bilmezsek, kanla aldıklarımızı, parayla satar hale geleceğiz. Ki geldik ama farkında değiliz. 
Bu ülke toprakları  üstünde yaşayan hiç kimse,  bunu kendine yakıştıramaz. 
Sevginin, barışın, medeniyetin , eğitimin bol, cehaletin hiç olduğu bir ülke için elbirliğiyle çalışma vakti çoktan geçti.
Herkes, hiç koşulsuz, önce kendini adam etmeli , şikayet etmek , birilerinden medet ummak yerine.
Devlet nerede diye sormayın ?
Önce ben neredeyim diye sorun ?
Gidin ulustaki meclisi ziyaret edin, mütevaziliği görün , sonra günümüzdeki abartılı binalara bakın, vergilerimiz nerelere gidiyor düşünün ?
İster zengin, ister fakir olsun , çıkarları uğruna birilerinden medet uman , sessiz kalan, orada burada konuşup, bir torba kömür, bir ihale için ruhunu satan insanların, kurtuluş savaşında canlarını verenlere söyleyecek sözü, yatacak yeri yok. 
Bu ülke hepimizin. 
19 Mayıs'ı, her anlamda öylesine acı yaşıyoruz ki, eminim bu ülke için savaşan her şehit mezarında dört dönüyor.
Kutlanacak günlerimizin yakındır umarım.  Cehaletten top yekün arınacağımız, paranın kölesi değil efendisi olmayı becerdiğimiz, çıkar uğruna, ruhumuzu satmadığımız , görgüsüzlüğü baş tacı yapmadığımız, araştırdığımız, geliştiğimiz, ileri ülkelerle aynı düzeye ulaşacak binalar değil, insanlarlar yetiştirdiğimiz nice 19 Mayısları kutlamak ümidi ile. 


11 Mayıs 2014 Pazar

Annem Annem...

Aslında çok da taraf değilim böyle günlere, acıtır insanı mutlu ettiği kadar . 
Sevdiği insanı her gün anar insan olan, baştacı eder , sebep aramaz, sebep, o insanın ta kendisidir zaten .
Ama böyle her yerde anne kelimesi geçerken, annesini kaybeden evlat, evladını kaybeden anneler nasıl kan ağlar ? Ya da buna sahip olamamış kadınlar ya da annesini hiç görmemiş terk edilmiş insanlar ?
Ne ağır yaradır, kabuğundan sıyrılıp kanayan , yüreğin en derininde, üstü kapanıp, kapanıp bir sözle , bir müzikle bazen bir kokuyla açılan. 
Anne olana zaten en büyük ödül evladı. O doyulmaz hazzı alabilecek başka hiç bir şey yok bu dünyada . 
Onun tenine ilk dokunduğu andan itibaren başlayan sevgi okyanusunda yüzmek kadar güzel, başka ne olabilir ki ? 
Evladın her mutlu anı, gülümsemesi , sağlıklı ve mutlu olması değil midir tek dileği, mutlu olma sebebi, bir anne için  ? 
Bunların hepsi bir ödüldür, ömür boyu her gün alınan. 
Yani aslında özel bir güne gerek yok, herkes,  içinde diğerlerini üzmeden yaşamalı bu aşkı. Oğlumu kucağıma aldığım o ilk andan beri, 20 yıldır her sarıldığımda aldığım cennet kokusundan daha büyük bir mutluluğum olmadı hiç. 
Ve anneme her sığındığımda, hissettiğim, hiç bir karşılığı olmaksızın , nedensiz, niçinsiz, ucu bucağı olmayan,  o sonsuz sevgiden daha büyüğünü de almadım kimseden.
İnsan büyüdükçe, kazıkları yedikçe çok daha iyi anlıyor, ama ben annemi hep sevdim.
Allah'a şükür, hem evlat olmayı, hem evlat doğurmayı nasip etti Allah bana. 
Şükürler Olsun.
Bundan daha büyük bir ödül yok. Üstelik 7 gün, 24 saat aldığınız muhteşem bir ödül. 

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Allah Islah Etsin

Yok olanı var etmek zordur.
Var olanı yok etmekse bir an.
Ne gariptir ki, yok olanı var eden, var olanı yok edenlere yol açar umursamadan.
Ve yok eden aldırmaz olanı bombalamaktan.
Bilmez suyun kaynağı kurur mu ? Nereden gelir ?
Gelir der her zaman.
Üstüne koymaz,
Çalışmaz,
Uğraşmaz,
Var olanı hak görür,
Hakkını alamazsa köpürür. Üstelik, bir tek taş bile koymadığı, herşeyi hak görür. Hatta hakkını almak için onu yaratanı öldürür . 
Peki hak nedir ?
Bir damla çaba sarf etmeden, başkasının çabasını, bütün ömrünü harcayıp elde ettiğini tüketmek mi ? 
Kazanmayan ne anlar, kazanmanın , yaratmanın zorluğundan . 
Hiç bir vasıf kazanmadan,  başkasının sırtında maymun olduğunu görememek ne körlüktür ?
Ne acı ki bu insanlar çoğunlukla, eşitlik diye bağıran kadınlardan çıkar.
Ya baba parası , ya koca parası yerler. 
Acınacak halleriyle övünüp, ulu orta gezerler.
Nasıl bir alay konusu olduklarını bilmeden yaşlanır giderler .
İsimsiz, cisimsiz ...
Boşa gitmiş hayat, anlamsız hırs, zır cahil zihniyet, iki yüzlü karakter, erkek vicdanını, maddi kazançlar için sömüren berbat bir akıl. Zeka hak getire...
İyi bir ev, yazlık, araba, , kıymetli mücevherler, bir kaç kürk, üç beş tatil, adının unutulduğu bir soy ad altına sığınmış, insanlıktan sıyrılmış, hiç uğruna harcanmış , adsız,  zavallı bir hayat . 
Kendini öylesine kandırır ki yaşadığı hayatın doğruluğuna, ne kadar " Hiç" olduğunu anlamasına ölüm bile yetmez.
Ne diyeyim.
Allah Islah Etsin.
Ama Allah'tan insan olan kadınlar var. Tırnaklarıyla yol alan, sadece insan olan, maymun gibi kimsenin sırtına tırmanıp yük olmayan, aksine yükü sırtına alan. 
Kadınların adını kurtaran, kadınlar. 
Allah'a şükür. 

28 Nisan 2014 Pazartesi

İtiraf Ediyorum...Hedonistim : )))

Hedonist ne demek derseniz ? Hayattan, bireysel olarak en fazla '' keyif, haz ya da zevk '' alabilecek şekilde davranma ve yaşamayı ilke edinmiş olan kimse.
Neden mi yazıyorum bu konu hakkında, gayet basit. 
Hedonizm, ülkemizde ne yazık ki, inanılmaz yanlış algılanan bir terim. Bu algılamanın sebebi bana göre, pekte doğru olmayan bakış açıları. Üstelik, böyle olmak, hayatı yaşamamayı gerektirmiyor. Aksine, her duyguyu, sonuna kadar yaşayacak bir perspektife sahipseniz, acı, tatlı her anı yakalıyorsunuz aslında. 

Hayat... Topluluğun içinde, yalnız başınıza yol aldığınız bir okyanus bence. Hem de, minicik bir dingi ile.
Bu yolculuk sırasında, anı yaşayabilmek dışında, size ait fazla bir şey yok. Aile kurmak, iş kurmak, toplumun gereklerini yerine getirmek, sorumluluk almak derken, sürüklenip gittiğiniz bir çağlayana dönüşüyor zamanla.
Hızı giderek artan, bazen de şelaleden aşağı uçup, derin suların içinde kaybolduğunuz, şansınız var ise, suyun yüzüne çıkıp nefes aldığınız, planlı olduğunu iddia edenleri bile alaşağı eden, her an değişen bir süreç.
İşte bu yolculuk sırasında, sizi seven ya da sizin sevdikleriniz ne kadar yanınızda olursa olsun, aynı anı sizinle aynı şekilde yaşayıp hissetmeleri mümkün değil. 
Berbat bir zamanlama içinde dahi olsa, yağmur kokusunu içine çekip, kuş cıvıltılarını dinleyen, nefes aldığı için şükreden kaç kişi tanıyorsunuz ?
Yediği bir yemeği, sırf doymak için değil de, haz almak için damağında gezdiren, içindekileri anlamaya çalışıp, çözdüğünde bundan keyif alan kaç kişiyi tanıyorsunuz ?
Olabildiğince olumsuz zamanlarda dahi, sevdiği biri ile sohbet ederken, onu dinleyip onun derdine üzülen ya da onunla, o an için bile mutlu olan, kendinden sıyrılan kaç kişiyi tanıyorsunuz ?
Bunun tam tersi çok görülmüştür oysa ki, bir anlık sürpriz için uzun süre uğraşıp, kuru bir teşekkür dahi işitmediğiniz, hayatınızın önemli bir kısmında, bir şeyler için mücadele edip, takdir edilmediğiniz mutsuzluk silsileleri vardır mutlaka.
Bazı insanlar, gözlerine sokulsa dahi görmez, bazıları ise her anda bir güzellik, keyif bulur, yoksa yaratmaya uğraşır. Bir önce ki an ne olursa olsun, hop diye değiştirir kendisini ve anı yaşar. 
Bu, önce kendini sevmek ve saymakla ile ilgili bence en derinde. Kendisini seven insan herkesi sever ve saygı duyar. Yaratılan her şeye bu gözle bakar. Minik bir karıncanın, kocaman ekmek kırıntısını sırtına almak için uğraşını oturup seyretmek, bu çabaya hayran olmak gibi. Bir andır aslında, ama içinde çok fazla şey saklıdır ve kesinlikle çok keyiflidir, anlayana.
Hayatın detaylarını görmeye başladıkça, diğer insanlardan ne kadar farklı olduğunu da anlar insan. Her gün gördüğü bir sürü güzelliği, sanki hiçmiş gibi ıskalayanlar dan olmaktansa, o güne uyanmış ve yaşıyor olmaktan şükrederek başlar güne. 
Başka bir dünyada yaşıyormuş, ya da dünyaya uzak bir yerden bakıyormuş gibi olur diğerlerinden ayrılır. Benim gördüklerimi neden göremiyorlar diye düşünür başlarda ? 
Önce bundan korkar, üzülür belki. Ancak, hayatı bir kumar, çıkar ya da zeka oyunu gibi görmektense, var olan ne ise, ondan keyif almayı, mümkünse çevresindekileri bunu ortak etmeyi hedeflemek işte bu noktadan sonra başlar hedonizm.
İkinci aşama yalnızlıktır. Bu bencillikle değil, huzur ve anlaşılmaktan vazgeçmek isteği ile birlikte vuku bulan bir durumdur. 
Birileri anlamıyor diye, neden anı yaşamaktan vazgeçeyim ?
Hedonizm, bencillik, lüks düşkünlüğü filan gibi bir şey kısaca. Aksine, hayatın sunduğu, sıradanlaşan şeyleri görüp, duymak, görmek, koklamak, yaşamak, hissetmektir, her konuda.
Görgü ve tercihlerle ilgilidir aslında. Cebinizde paranız olmadığında da, Rumeli Hisarında bir banka oturup, boğazın her gün değişen muhteşem yansımasını izlerken, bir bardak çay yanında çıtır simidin tadını çıkarıp, geçen gemilerle yol alıp, yarattığınız hikayelerle mutlu olabilmektir. Bir an için bile olsa, yaşadığınız hayatın içinde, ama o hayattan bağımsız, o ana mahsus zevk alabilmektir.
Hayattan an çalmaktır aslında. 
Ve çoğu insanın hiç anlayamayacağı bir şeydir.
Tavsiyem, ağzınıza attığınız her lokmanın keyifli, her anın güzel olması için çaba göstermeniz. O anı yaşayamayacağınız, o lokmayı ağzınıza atamayacağınız zamanlar olacaktır. 
Olduğunda, yaşadığınız anları hatırlayıp, mutlu olursunuz en azından.
Bir koku, bir yemek, bir manzara, bir ses götürür sizi bazen o anlara. Yine mutluluk kaplar içinizi.
Önceki bir an, sonraki zamanlarda yeni bir an yaratır size mutlu olmak için.
Yeter ki, yaşadığınız anın kıymetini bilin. Her anlamda...
Bu bir insan, bir nefes, bir lezzet, bir kitap her neyse, değerini bilin ve değerini verin...
Hedonist olmak iyi bir şeydir. 
Aslında, bunun için ihtiyaç duyacağınız tek servetin, kendiniz olduğu tek şeydir.

Tadını Çıkarın...




17 Nisan 2014 Perşembe

Gabriel Garcia Marquez...

Yüzyıllık yalnızlıkla tanıdım onu.   Yalnızlığa giden yolu, o kadar güzel anlatmıştı ki, zamansız, duygu dolu. Hikaye farklı olsa da, duygularda buluştuk onunla. Büyüklüğüde buradaydı bence, insanı bir yerden yakalama becerisi vardı. Onur duygusunu, Kırmızı Pazartesi ile dibine kadar yaşatıp, aşkta mantık olmaz, sözünü ilk, Kolera Günlerinde Aşk  İle anlamıştı. Duygusal yanı, detaylara olan düşkünlüğü ile keyifli yolculuklara çıkmıştık onunla. Yaşayan bir efsaneydi bana göre. Çok az sanatçı, yaşarken değer bulur. Ne mutlu ki, o bunu gördü. 
Mekanın, cennet olsun. Hayatımda yarattığın bir sürü keyifli dakika, öğretin duygular ve onlarca yıl yazıp bıraktığın ve hala okuyamadığım bir sürü eserin için teşekkürler. 


Seni Seveni Sev

İnsanları anlamaya çalışmaktan yorulduğum gün, vazgeçtim . 
Anlamaya çalışmıyorum artık. Beni seveni, değer vereni, her durumda yanımda olanı, olumlu kelimeler kullananı istiyorum yanımda. İşim böylece çok kolaylaştı . 
" Seni seveni sev "
Çoktandır bildiğim , değerini veremediğim bu deyim, felsefem oldu. 
Ne zormuş eskiden yaptıklarım .
Anlamaya çalış , anlatmaya çalış . 
İkiside olmayınca üzül. 
Artık, olumsuz tek kelimeye dahi tahammülüm yok. 
Her dakika düşünüp, buna rağmen çözümsüz olana,
Her durumda ağlayana, 
Kendinden başkasına saygı duymayana,
Önümden atıp, ardımdan tutana, 
Söylediği ile yaptığı zıt olana,
Mangalda kül bırakmayıp, bir kibritte yanana, 
Kendinden başkasına inanmayana,
Bencilliğinin farkında olmayana , 
Kendi pisliklerini  unutup , başkasına .... bulayana, 
Üç, beş nafaka verip, kendini " Mevlana " sanana, 
Hırsından, ona buna fütursuzca saldırana, 
Arayıp, sormayana, 
Aklı, fikri, bilgisi olmayıp, var sanana, 
Görüntüsü dağ, yüreği nokta olana, 
Sözünde durmayıp, kayış yarana, 
Başkasının sözüyle,  iş yapana,
Onun bunun gölgesinde, kendini insan sanana, 
Kin ve nefretle doğup, öyle yaşayana,
Elindekinin değerini bilmeyen, zavallılara,
Kendini dünyanın Hakîmi zanneden, ama hiç bir istediğini yaşayamayanlara,
Kendini eleştirmekten aciz, parayla oldum sanana,
Görgüden yoksun, abuk sabuk insanlara, 
Kitap kapağı dahi açmadan, biliyorum sanana,
Cahillere, dalkavuklara, yalakalara , acizlere, bencillere, döneklere, nankörlere, sinsi, haset , kıskanç kendini bilmezlere...
Hiç tahammülüm yok.
Allah'a şükür, çevremde de artık bunlardan hiç yok. 


13 Nisan 2014 Pazar

Herkesin 1 Selfie si Olmalı : ))) Mı ?

Nedir bu " Selfie " diye, merak edip araştırınca, tüm dünya literatüründe oldukça yeni olduğu anlaşılıyor. 
İngilizce self yani "kendi" kelimesinden türeyen "selfie" sözcüğü, dünyanın en geniş sözlüğü kabul edilen Oxford İngilizce sözlüğünün online versiyonuna da geçen yıl girmiş. Çok bebek yani. 
Sosyal medya ile birlikte hayatımıza giren bir sürü şeyden biri. Ama bu aralar çok popüler. 
Sözlükteki tanım şöyle: Kişinin kendi fotoğrafını, özellikle akıllı cep telefonu ya da webcam ile çekip soysal medyaya yüklemesi. 
Türk Dil Kurumu, karşılık olacak Türkçe bir kelime önermemiş. Önermesinde zaten, daha önceki önerileri düşünülürse ... 
" oturgaçlı götürgeç" kıvamında bir kelimeye hiç ihtiyacımız olmaz.
Ya da dili sadeleştirme adına yapılan katliam...  Her neyse, Önermemesi iyi olmuş. Allah korumuş bizi. 
Bence " Selfie" hepimizin yıllardır, ara, ara yaptığı bir şeydi aslında. Yanımızda kimse yokken, bir manzaranın önünde çekmişizdir en az bir kere kendimizi. 
Oscar töreninde çekilen meşhur "Selfie " 3 milyon 400 bin retweet alınca, bir anda çılgınlık haline gelse de, çift taraflı kameralar çıktığından beri , zaten hayatımızdaydı aslında. 
Toplu olarak çekilenler yeni moda. 
İşte o modaya bende kapıldım. 
Artık bir " Selfie" sahibiyim. 
Vatana, millete hayırlı uğurlu olsun. 

2 Nisan 2014 Çarşamba

Sessizdir Bazı İnsan ...

Sessizdir bazı insan, 
Koklatmaz, içindeki çığlıktan , 
Ağır gelse de zaman,
Ayakta durmaktır, aslolan.
Bazıları hep konuşur ,
Bazıları hep düşünür , 
Bazıları hep sindirir, 
Bazıları hep sinsidir, 
Ama sessizdir bazı insan.
Çok kelam eder, sessizliğinin buğusundan. 
Perdedir yalnızlığına, tüm sözler.
Bakan,  ama göremeyen gözlerin ardına saklar benliğini .
Ne çığlığı duyulur, ne acısı.
Kahkaha olur, sohbet olur ancak. 
Gözünden yaş akacaksa, hep içine akar, dışına taşacaksa zaten durmaz kaçar. 
Başkası görsün diye değil, gerçekten yaşar. 
Kırıldıkça sessiz,
Üzüldükçe kırgın. 
Daha derine, bilinmedik delhizlere kaçar .
Geceler kadar karanlık olsa da , aydınlığıyla ışık saçar. 
Ne kimseye minnet eder, ne boyun eğer. 
Herkes onu sever. 
Ve her sevginin diyetini mıtlak öder, birer,  birer. 
Anlaşılmaktan uzaklaşalı çok... Anlaşılmak isteği yok olmuştur artık. 
Özü arar, derine dalar, yoğurur, yontar.  Uğraşır, bırakmaz. 
Kılıfa bakmaz, bilir kılıfla insan olunmaz. 
Çok sevdiklerini içinde taşır, çok ama çok derinde. 
Kilitli sandıklarda, kaf dağının ötesinde. 
Asla koparıp atmaz. 
Aşkı aşk,
Acıyı acı,
Varlığı var,
Yokluğu yoktur. 
En basit anlamıyla yaşar, iflah olmaz. 
Hayat basittir işte, ne bir eksik, ne bir fazla. 
Sessizdir bazı insan. 
İşte bu yüzden , kimi zaman kaçar delhizlerine, korkar içinde ki çığlığın dışarı taşmasından, yakıp yıkmasından.
Sabrı kadardır, varlığı. 
Sessizdir, ama insandır sonuçta. 


1 Nisan 2014 Salı

Facebook ...

Facebook, hayatıma web sayfamın tanıtımı ile birlikte çok yeni girdi. Kurumsal sayfamı yönetebilmek için, açmam gerekti. Gördüm ki, facebook, kredi kartı gibi. Doğru kullanılırsa, hayatı kolaylaştırıyor. Yanlış kullanıldığında ise, problem yaratıyor. Sayfamda, her ideolojik görüşten insan var. Seçim öncesi ve sonrası bir kaç şeyden çok rahatsız oldum. Bunları paylaşmak istiyorum. Umarım, okursunuz. İdeolojimiz ne olursa olsun ,
1. Lütfen küfretmeyin, dağarcığınızda fikrinizi anlatacak daha doğru kelimeler yoksa, lütfen edinin. 
2. Lütfen, birbirimize saygı duyalım, biz bu değiliz, taraf olmamızı isteyenlere kanmayalım.
3. Facebook filozofu olmaktan daha iyisini yapalım , bir sürü zor durumda çocuk var. Onlarla iletişim kuralım, birlikte zaman geçirelim. Sadece para değil, ilgi verelim. İlkokuldan, üniversiteye kadar yanında olalım. Bir insan değişir, herşey değişir. 
4. Bilgi sahibi olmadan, araştırmadan birşey paylaşmayalım. 
5. Birisi ideolojik nedenlerle öldüğünde, kim olursa olsun, acıya hürmet edelim. 
6. Bu platformu olgun insanlar gibi kullanalım. Cehalet her durumda korkutucudur. 
7. Yeni jenerasyon bize örnek oluyor, biz onlara örnek olalım .
8. Yaratılanı, yaratandan ötürü sevelim önce. Konuşmak kadar, dinlemeyi de öğrenelim. 
9. Taraf ya da bertaraf hissetmeyelim kendimizi. İnsanız, hepimizin derdi aynı , insan gibi yaşamak. 
10. Yazının tümünü okumadan, like yapmayalım, sırf o insanı seviyoruz diye bunu yapmak anlamlı değil, gerekirse eleştirelim, ama saygı çerçevesinde.
11. Ölüm haberlerine lütfen like yapmayın, arayıp başsağlığı dilemek bu kadar mı zor ? 
12. Yazılı bir platformda ne vurgu, ne mimik, ne ses tonu olmadığını, duyguların zaman, zaman anlaşılmadığını unutmayalım. 
13. Birbirine yakın düşünen insanların yer aldığı bir platformda, başkalarına ağır ithamlarda bulunduğunuzda ki bulunmamalıyız aslında, hiç duymadıklarını, ama sizinle paylaşımda bulunan insanları rahatsız ettiğinizi lütfen unutmayın . 

Sonuç olarak, herkese akıl verirken,  ne kadar akıllı davrandığımızın bilincinde olmalıyız.
Dışlamak, taraf olmak, basit ve cahilce, önemli olan kendimizi anlatmak. Karşımızdakini anlamaya çalışmak. Kimin ne yaşadığını, geçmişini, tecrübelerini bilmeden, körü körüne, taraf ya da bertaraf olmak neden ? Kimse kötü değil, bilmiyor ya da görmüyor olabilir, bunu kavgayla değil, sevgiyle çözebiliriz. Lütfen ...