Sayfalar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Mart 2014 Perşembe

Olsam ...

Bi bahar gelse dallarıma,
Tomurcuklar açsa,
Zamanlı...
Çiçek... Derken, meyve yeşerse.
Kar düşmese üstüne .
Ölmesem, ansız.
Bir yağmur olsa hayat,
Mis kokan, gürül, gürül ...
Islansam keyifle, ama hiç üşümesem. 
Hissetmesem, yalnız. 
Bir kelebek olsam, 
Süslü, sessiz,
Ve zamansız .
Ama yaşasam sonsuz.
Ve bir aşk olsam , 
Destansı ...
Mutlu ...
Umutlu ...
Ve kaygısız. 
Bi şiir olsam,
Mısrasız, kurgusuz,
Kaygısız...
Bi hayat olsam,
Dingin,
Huzurlu,
Ve sonsuz...
Bi ben olsam,
Dünden geçmiş,
Yarına tok,
Andan ziyansız...

18 Mart 2014 Salı

Hayat İşte ... Canlı Yayın

Perşembe günü saat 10;30'da , TRT okul kanalında , " Hayat İşte " programında canlı yayın konuğuyum. 
Konumuz, popüler diyetler ve sağlıklı yaşam için mutfak tüyoları. 
İyi Seyirler...

17 Mart 2014 Pazartesi

Olmaz

Öğrenmek zordur bazen ,
Bazıları hiç öğrenmez hatta, 
Gerçeği göremez, gerçekliği sindiremez. 
Anlam ister.
Mantık ister.
Bilgi ve denklik ister.
Nezaket ve zerafetle anlatılsın ister...
Veeeee
En önemlisi, koyu mavi bir derinlik ister, her şeyde...
Oysa ne güzeldir belki de alık ve abuk biiiiii haber yaşamak. 
Ne mantık, ne de mananın kalmadığı bir hayatta. 
Derinliğin sadece su olduğu,
Mantığın çamura bulandığı,
Cehaletin başlara taç olduğu bu zamanda. 
Ama olmaz işte...
Bazıları illa öğrenmek ister ,
Her gün,  yeni birşey, 
Karşısındaki kimse hissettiği şey,
Olan biten herşey, önemlidir onun için.
Bilmek , anlamak, yorumlamak ister.
De...
Olmaz.
Bu zamanda, bu düşünce değer bulmaz.
Öğrenmek zordur.
Kafan yarılmazsa, taş yerini bulmaz. 


16 Mart 2014 Pazar

Sadakat...

Sadakat ,
Sadece Şerefli Erkeklerin hak ettiği birşeydir. 
Birlikte olduğu kadının, 
Adına, 
Kendi adından çok kıymet veren,
Ona olan sevgisini içselleştiren,
Sevdiği kadın için, gerektiğinde herşeyden, hiç bahanesiz, vazgeçmesini bilen,
Sevdiği kadının nefesini, kendi nefesinden üstün gören,
Sevdiği kadına, kalbinin en kıymetli köşesini veren,
Sevdiği kadını bir başkası için, kim olursa olsun asla ve asla üzmeyen,
Sevdiği kadına, hiç bir nedenle arkasını dönüp gitmeyen, 
Sevdiği kadını, göğsündeki nişan gibi, her daim yanında, dilinde, ruhunda taşıyan,
Sevdiği kadının, gözünden düşecek bir tek damla yaşın dahi sebebi olmayan,
Sevdiği kadını, bir ömür onore eden, kırmayan,
Sevdiği kadını, can kulağı ile dinleyip anlayan, 
Aynı yolda el ele yürüyen, eşlik eden, paylaşan,
Sevdiği kadına, arkadaş, dost, baba, abi, sevgili, sırdaş olabilen,
Sevgisini her daim, gururla anlatıp, aşkın en büyük ikramiye olduğunun farkında olan, 
Sevgisi, paylaşmaya yetmiyorsa, bırakıp gitmeyi de bilen,
İçinde, bencillik olmayan,
Erkek gibi, lafını her hücresiyle dolduran, 
Söylediği ile yaptığı aynı olan, 
Sevdiği ile yaşlanmak için ölümü göze alan,
Sevginin gerçekliğini anlayıp, onunla yoğrulup bir olan,
Gururlu, onurlu, şerefli bir adam, hak eder ancak sadakati. 
Tuncay Özkan'ın sevgilisine duyduğu gibi. Aldığım her nefesin yarısı onun, diyebilmek, servetimin yarısı onun, cümlesinden daha büyük bir değerdir, seven bir kadın için. 
Bir değil, bin yıl bekler böyle bir adamı. 
İşte tam da bu nedenle , sadakati hak ediyor. Hem de fazlasıyla ...
Yüreğinin götürdüğü yere korkmadan gidebildiği için, doğrular uğruna, kendini onca riske attığı için , kalbimizi kazanmıştı zaten. 
Ama aşkına olan bağlılığı , kızına olan sevgisi ve tüm bu dengeleri kuruş biçimi ile çok daha büyük bir saygı kazandı. 
İşte adam gibi adam dedik hepimiz. Demek hala varmış, böyle insanlar. 
Helal olsun ...


14 Mart 2014 Cuma

Başınız Sağolsun. Sonumuz Hayır Olsun.

Küçük yüreğin elimde
Yanıyor yüreğim seninle,
Bakışın hala gözlerimde,
Bekledim uyanırsın diye.
Ninniler söyledim,
Sabahları bekledim,
Dönüp gelirsin diye, 
Yolunu gözledim,
İlk düşen dişini,
Servet diye belledim. 
O kara gözlerin, cenetti benim için .
Yaktın bu sabah,
Acın çok derinde,
Minik ellerin ellerimde.
Sen giderken cennete,
Milyonlar var gerinde,
Gözyaşı seli her yerde.
Kokun gidecek gömleğinden,
Dağılmayacak saçların rüzgarda,
Ama bir anıt gibi kalacaksın,
Her daim bu diyarda. 
Çocuk kalbin unutulmayacak,
Acın kabuk bağlamayacak.
Yiten o güzel canlar,
Gittiğin yerde sana merhem olacak.
Canımdın, canımı da yanına aldın,
Elin sıyrılsa kanardım, 
Sen gittin ...
Kanlı nehirlere bulandım. 
Ama öyle bir gidiş ki bu
Her ana ağladı,
Vicdanı olan, her yürek kanadı .
Sen uyudun amma...
Koca bir ülke silkinip, uyandı. 

Başınız Sağolsun, Allah Yardımcınız Olsun. Berkin'in minicik canıyla yaktığı birlik ateşi daim olsun. Ülkemiz bundan sonra, can almasın son olsun. Tüm gidenlere selam olsun. 

Bu şiiri Berkin için yazmıştım, onun ölümüne içlenip, giden tüm canlar için de aynı şeyleri hissediyorum. Benim için ölen sadece genç, sadece insan. Her gün ölünen, ağlanan bir ülke olmak çok zor,  yorucu. 
Çocuklar , gençler, kadınlar , insanlar ölüyor . Her gün. 
Birileri, karısını, komşusunu, yavuklusunu, borçlusunu acımadan vuruyor. Her gün, delip geçen 3. Sayfa haberleri. 
Ve biz o kadar alıştırıldık ki bütün bunlara. Her ölüme, tecavüze, garip bir kılıf bulunuyor. Hep katillerden yana. 
Elinizi vicdanınıza koyun.
Bu insanların çoğu KATLEDİLİYOR. Doğal yolla ölmüyor. Allah'ın yarattığını yine Allah alır. Ama olmuyor. Bir câni çıkıyor ger gün. 
Anlamıyorum... 
Hiç anlamadım...
Biri anlatsın . 
Nasıl bir cana kıyar insan.
Şiddetin miniciği bile tiksinti vericiyken, ölümü nasıl kendi ellerine alır insan. 
Nasıl bir evlada kıyar, kendi evladı olan.
Ama bakıyorum da, tüm bunlar yeni değil. Bu ülkede herkes, uzun yıllardır delirdi. Güç, hırs, para aklını aldı çok insanın. Kimi erişmek için , kimi yetişmek için, her yolu mübah saydı.
Kafa kıramayan, kalp kırdı . Dolandırdı, yalan söyledi. 
Döneklik yaptı, aldattı...
Allah'ım sen bize yardım et, akıl, fikir, biraz vicdan ver.
Cehaletten aydınlığa çıkmamız için yol göster. Mucizelerine ihtiyacımız var. 
Kurtar bizi bu bitmeyen, toplu cinnet , güç ve ihtirasla beslenen para çukurundan.
O çukura girmedi diye, maddi manevi katlediliyoruz, o veya bu şekilde, biraz insansak. 
Daha fazla can yanmasın. 
Bu ülke,  her gün, bir sebeple kana bulanmasın. 
Yardım et bize . 


12 Mart 2014 Çarşamba

Uğurlar Olsun Berkin...

Ateş, düştüğü yeri yakar sadece.  Çevresine dokunmaz. Diğerlerinin gönlüne kor düşmez, acımaz canları. Anlamaz bile, acının ne kadar harlı, yakıcı olduğunu. 
Acı bitmez, yarası gitmez, her kabuk bağladığında alıp atar insan, durup, durup kanar, sonsuza dek. 
Acının şekli,  şemali, konusu, kokusu değişir, derinliği, uakıcılığı farklıdır. Ama sonuçta acıtır. Ve en hızlı, acı değiştirir insanı. 
Düzen değişir, mevsim değişir, herşey değişir... ama acı olduğu gibi kalır. Değişimi başlatan o dur. Ama kendisi olduğu gibi kalır. 
Ruhunun en derin yerinde, üstünü, anda yaşananlarla sıvar, yaşar gidersin. 
Allah'a şükür der, güne uyandığına şükreder, biat edersin, hayatın direktiflerine . 
Hayat üstüne geldikçe, savaşmayı bırakıp geri çekilirsin. Eyvallah der, dinginleşirsin. Yaşla gelen olgunluk der herkes bu sakinliğine, oysa olan, yaş almak değildir, giderek taş olmaktır. 
Sıcacık, sevgi dolu, savaşçı bir kalbin, giderek buzula dönüşmesidir olan. Suyun üstünde görünenle yetinenler için , minik bir ada bırakırsın, o kadarına yeter, yüreğin ve sabrın. Onlara da seni öyleymiş gibi görmek.
Artık susar tüm benliğin. Konuşulanlar hava, su...
Bir kaç kıymetli Hazine'ni, elinden alacaklarmış gibi saklarsın. 
Evladını, yüreğini ve aklını. Bilirsin ki, gerisi kocaman bir yalan. 
Tek kıymet bunlardır işte, koca bir yaşamdan sana kalan. 
Bazıları,  o kadar bile şanslı olmaz ne yazık ki, biri gelir, evladını alır elinden, ne yürek kalır ondan sonra, ne akıl. 
Artık alınan her nefes, kurşun gibi ağır. 
Yürek yanar ki ne yanar, cayır, cayır. 
Kim söndürebilir artık o ateşi . 
Gitti giden. 
Ateş düştüğü yeri yakar sadece. 
Uğurlar olsun Berkin... Uğurlar olsun. Buralarda yaşamak zor, umarım gittiğin yer farklı ve güzel olsun. 

23 Şubat 2014 Pazar

Ya biiiii Taraf Ol, Ya berrrr Taraf Ol...

Hayat,  bu kadar keskin çizgilerden oluşmuyor aslında. 
Biz millet olarak, bireysel olarak kanırtıyoruz, öyle olsun diye.
Osmanlı geleneğine öykünmekten geliyor herhalde. 
Biri ile ilişkin mi bitti ? Kadın ya da erkek. İki seçeneğin var. Ya taraf olacak, birini tutacaksın, ya toptan yok olacak, hiç var olmamış sayılacaksın.
Yahu komik misiniz ? 
Neden böyle yapıyorsunuz ?
Kim öğretti bunu size ?
Çok mu dizi seyrettiniz ? 
Hiç yargılamaz mısınız davranışlarınızı ?
Şaka mısınız siz ?
Kendi aklınız nerede ? 
O biiiiiii taraf olanlar, işine gelmedi mi iki dakikada dönmüyor mu öbür tarafa. Dolanmıyor mu arkanıza ? Çok Zeki geçirip nasıl bu kadar alık oluyorsunuz ? 
Bertaraf olmuyor mu sizin hayatınızdan ?
Ne gerek var bunlara. Bir insan ! hayatınızdan bir nedenle çıksa bile, illa düşman mı olmalısınız ?
Ya da onun çevresindeki herkesi unutmalı mısınız ?
Neden ?
Düşündünüz mü ? 
Neden ?
Şahsen, tüm yaşadıklarımı eleyip, güzel olanları zihnimde tutmayı tercih ediyorum.
Ne bitaraf, ne bertaraf isteğim yok kimseden. 
İki arkadaş küsüyor, ortak arkadaşlar ne yapacağını bilemiyor ? 
Karı koca boşanıyor, ortak arkadaşlar yine ortada. 
İki ayrı partiyi tutan bile birbirine nasıl davranacağını bilemiyor. 

Hatta alenen, benim arkadaşlarımla görüşme diyenler var. 
Neden ?

Bu düşmanlık, bu paylaşamama Hali, bu anlayışsızlık, hoşgörüsüzlük neden ?
Kimse kimseyi kaybedince ölmüyor, ama illa kaybetmek, silip atmak, yok etmek neden ?
Yokmuş gibi davransanız dahi, yaşadığınız onca şeyi zihninizden atabilir misiniz ?
Öyle iki dakikada, bertaraf ya da bitaraf olanlara nasıl inanıyorsunuz peki ?
Döneklik değil mi bu ?
Neden dürüst olamıyoruz kendimize bile ?
Heyyyyy ! Hatırlayın , sadece insanız biz. Her durumda, sadece insan . 
Farklı düşünebiliriz , hissedebiliriz... 
Ama insanız , topraktan geldik, ve toprağa gideceğiz. Mal , mülk , statü olmadan... Çırılçıplak . Dımdızlak .
Orada sorun, dert yok. Ama doğacak güneş, yaşanacak gün de yok. 
Ne kimseyi atarım, ne taraf tutarım. Kendi gördüğüm duyduğum bile olsa, karşımdakine sorar, doğruyu öğrenmeye çalışırım. 
Hiç düşünmeden yargılamam insanları, anlamaktır önemli olan algılamak,   en azından çaba göstermek bunun için . 
Bir Japon Ata sözü der ki; 
Gördüklerinin hiç birine
Duyduklarının yarısına inanma.
Çok, ama çok doğru. Bazen, karşımızdakilerin zorlamasıyla, çok direndiğimiz zamanlarda bile , bir noktadan sonra savunmak için uğraşmak zorunda kalıyoruz kendimizi, aklımızdan, kalbimizden geçmeyen şeyler söylüyoruz. 
Hiç inanmasak bile. 
O an duyan olsa... 
Komik ama böyle...
Sonuç olarak, ne bitaraf olmalı bu hayatta, ne bertaraf . 
Anlamaya, anlaşılmayı umut etmeye devam etmeli ve pozitif olmalıyız. 
Sadece kendi fikirlerimizi ve onları destekleyenleri değil, aksine cesurca karşı çıkanları dinlemeliyiz. 
O destekçiler, maske altında, sizi soyup soğana çevirenler olabilir, maddi ve manevi. Öyle çok insan var ki böyle... Ne yazıl ki ...
Kanmayın, kandırmayın.
İnsan olalım, pozitif olalım, tarafsız ve yapıcı olalım. 
Lütfen, şimdi , o ve ya bu nedenlerle, yanınızda olmayan insanları düşünün, konuşmadığınız, aramadığınız, uzaklaştığınız .
Nedenlerini düşünün , bencilce değil, dürüstçe. Tarafsız , dışarıdan bakarak, neden yanınızda değiller.
Ve yanınızda olanları düşünün , neden yanınızdalar, ayrıntılara bakın, gördüklerinize, duyduklarınıza değil, kalbinize kulak verin.
Kalanlar mı doğru ? Gidenler mi ?
Bir dostunuzu 10 yıldır görmediyseniz telefonu açıp, " merhaba " demeyi deneyin.
Bugünden itibaren pozitif olun. Sadece pozitif . Yalakaları değil, kalbinizin sesini dinleyin. 

21 Şubat 2014 Cuma

Biraz Mola...

Oh ...
Hafta bitti. 
Koşuşturma, ödeme, ödememe, görüşme, mailleşme, projeler, tanıtımlar,  hepsine bu akşam mola.
Yarın devam ederim. 
Ne hoş böyle kafamı dinlemek.
Özlemişim. 
Bu akşam, onu mu yapsam ? Bunu hazırlasam, şunu yayınlasam , bilmem neyi tanımlasam yok. 
Koşturmanın içinde , bin farklı konu , bir sürü web sitesi, sosyal medyası, tanıtımı , kurs hazırlığı, ürün hazırlığı, tur planlama, çalışılacak partnerleri bul, seç, ele...
Sonuçta, bir noktada Durrrrr !!!! diyesi geliyor insanın.
Hayatı yemek olan ben, bir parça peyniri dolaptan almaya üşendim bu akşam. Dışarıda yemek istedim. 
Biraz temiz hava, rahat bir lokma yemek. 
Sonuçta, herşeyi planla, kurgula , uygula,  normal insan bünyesini sarsıyor tabi. 
Hiperaktif olsa bile. 
Yeni iş kurmaya alışığım aslında, kurup birilerine bırakıp gitmeye de. 
Hiç hazır bir işim olmadı, al zaten çalışan bir yer, sen devam et, birilerinin mirasına ye demedi kimse. Kur, yap, yarat... duydum sadece. 
Yatırım maliyeti yok, pürüzler bitmiş, en zor zamanlar aşılmış, müşteri hazır, matbuu evraklar hazır, tanıtım, katalog, kartvizit, sosyal medya, her durumda aranacak telefonlar bile hazır. Armut piş, ağzıma düş. 
Çözülecek dert, ödenecek diyet yok. 
Kazandığın kar. Oh ne güzeldir kim bilir ? Ben bilmem. 
Bütün ameleliğini yapar,  bırakırım. 
Elimin değdiği yer, kısmet doldu bu güne dek.  Bundan sonra, kısmeti kendime olsun inşallah. 
Üstelik kıymetlide olmadı...
Onca emek,  boşa gitti ve onca yıl. 
Artık o defteri kapattım. 
En güzeli, tek başına olmak. 
Kimsenin sahipleneceği birşey olmadan, tırnağınla kazıyarak yaratmak. 
Zordur yaratmak, sabır ve detay işidir. Hazıra konmaya benzemez. 
Yaptığım her işi, saçından tırnağına yarattım. Sıfırdan . 
Şirketin adından başlayıp, şehir, şehir dolaşıp müşteri bulmaya, makinesini söküp takmaya kadar. 
Başkasının 1 ayda yapamadığını,  bir günde yapmayı öğrendim. Boynum gayet ince aslında ama...
Zeka güzelde, pratik zeka lazım aynı zamanda . Oturmaya alışmış bir millette, pek yok ne yazık ki. 
Çok yıllar , gecem gündüzüme karıştı. 
Başucumdaki apliği tanımayıp, panikle uyandım, hıçkırarak ağladım, otel odasında, ben nerdeyim diye ?
Her hafta, 3 gün İstanbul, 4 gün Ankara . 
Çok acıttı canımı o anlar. Çok şey alıp gitti ruhumdan . 
Sonra... sonra, tek lüksüm geç sabahlarım oldu. Telefon yine susmadı, mailler durmadı, ama olsun, sabah benim oldu. Sonuçta her işle bütün ekip uğraştı, çözüm ben de oldu. 
İşi bilene,  önemli olan vakit değil, pratik. Sabahtan işe gidip, bütün gün oyun oynayan, çok çalıştığını iddia eden insanlara çok gülmüşümdür hep. Boşuna, kağıt, elektrik, su, telefon parası harcamaktan başka birşey yapmaz çoğu. Oturup evde, maaşlarını alsalar, daha ucuza gelir. Çoğu da ( kızmayın lütfen, istisnalar kaideyi bozmaz ) ama memurdur, özel şirketlerdekilerin daha iyi numaraları var. Eski memurlar, nerede ... Demeden geçemeyeceğim. 
Ama biz millet olarak, aslına değil, bize gösterilene inanmaya alışığız. Herkes,  bu saçmalığı pek sever. Oysa, yurt dışındaki tüm büyük firmalar, proje odaklı ve esnek çalışma saatlerine sahiptir. Neden ?
Basit. Mesele işin bitmesi, işkencesi değil. Kimseyi kandırmak değil. Gerçek olmak. Biz kişilerle uğraşırız genellikle, işimiz ile değil. 
Türkiye'de gerçek olmak, başlıbaşına hem de, en büyük sorun. İnsanlar yalana, yalancılara, sahte olan her durum ve davranışa alışmış. 
Zor da olsa, çatır, çatır gerçek olmak güzel. 
Herkes bundan nefret etse de, tüm alışkanlıkları kırıp geçirse de, toplumdan seyrilsende güzel. Doğru ya da yanlış gerçeksin işte. Yatağa başını koyunca, sensin. Söylediği yaptığı bir. Yaşadığı, yaşattığı bir. 
Bu kadar. 
Herhalde, diğer yalan tavır, insanlara daha kolay geliyor. Hiç hoşlanmadım bu tip insanlardan. 
Hala da hoşlanmıyorum. Çünkü onlar, olanca açıklığınızı bile anlamaz , o kadar yalana boğulmuşlardır. Kabul edemezler, karşılarındaki insanın dümdüz , süzmeden gerçekleri söylediğine. Kulp arar, takar, kendi kendine inanır bir de üstüne yargılarlar. Kendi yalanlarına da diğerleri kadar alışklardır.  Offff çok zor bi hayat. 
Şimdi, sil baştan , bir başka taraftan başladım yine. 
Bu kez,  hiç olmayan bir konsept, marka ve iş. Kimsenin, sonradan ben yaptım diyemeyeceği kadar tek ve komplike.
Ve sadece benim.
Şimdi,  biraz keyif yapma vakti.
Zor da olsa, şükür Allah'a yapacak aklım, çalışacak bedenim, katlanacak ruhum var hala. 
Şükür...
Tüm kadınlara da öneririm, erkeklere değil önce, kendinize yatırım yapın. 


19 Şubat 2014 Çarşamba

Kocaman Kalabalıkta Yapayalnız

Her hayal, başka bir dünyanın kapılarını açar, işte tam bu nedenle, bir kaç şeyin , malzemeleri sınırlı olmasına rağmen, sonsuzdur. Hayal gücünüz dışında, hiç bir sınır tanımaz.
 Biri müzik,
Biri yemek,
Biri aşk,
Kullanılan malzemeler hep aynı, 7 nota, sebze , meyve, et, baharat ve
İki insan...
Ama her elde, dilde ve kalpte bambaşka şekilleniyor her biri. 
Bach'ın Tocatosu , Mozart'ın Requiem'i, Vivaldinin 4 mevsimi, Brahmsın Macar dansı...
Hepsi 7 notadan çıkıyor.
Batıni nefesler, Pir Sultan Abdal, Aşık Veyselle dalımıza vuruyor.
Ustaların elinden , neSemalar, ne Gülbanglarlar çıkıyor. 7 nota, nereden dalıp, nerelerden çıkıyor. 
Biraz un, bir yumurtayla neler yapmaz ki zaten . Bazen makarna olur, bazen ekmek...
Ve aşk ... İki insan arasında, sadece sevgiyle kurulan, büyülü bir köprüdür . İçinde olağanüstü doyulmaz tatların, nağmelerin, sonsuz destanların olduğu. Öyle bir sihirdir, öyle bir büyüdür ki, gerçek aşkın arasına, aşıklardan başka kimse giremez. Dokunmadan sever, bakmadan anlaşır, acıyı, sevgiyi, kaf dağının ardında dahi olsa, her durumda hisseder aşıklar. Zamansız, sınırsız ve engellenemez bir duygudur aşk. 
Ve dünyadaki her yaratıcının, hammaddesidir Aşk. Yaşamı ve ölümü aynı anda içinde barındıran, tek şeydir Aşk. 

Ve komiktir, yaratıcı olan her insan, konusu ne olursa olsun, genellikle mutsuzdur. 
Çünkü gerçek denen alışılmış baskı, tüm hayalleri ve güzellikleri zamanla boğar. Kirletir, kırar ve yorar.
Ne kadar yaratıcı olursanız, o kadar inanılmaz ve uzak olursunuz insanlardan. Ve asla anlayamazsınız ? Neden olduğunu. 
Ve asla anlatamazsınız, yüreğinizde o hiç uslanmayan, çocuksu yanınızı. 
İçinde çocuk kalbi taşımayan, taşlaşmış, kararmış yürekler nasıl hayal kurabilir ? Hayal kuranı nasıl anlayabilir ki ? 
Yaratıcılık, kirli kalplerde yaşayamaz, ayakta kalamaz ki . Zekanın ve yüreğin birleşmediği bünyede, alışılmış, ezberlenmiş dışında hiç bir şey barınmaz. Ve o alışılmış, yok eder her güzelliği... Eninde sonunda. 
İstemeden de olsa...
Ya kinle...
Ya nefretle...
Ya hırsla...
Ya parayla...
Yaratmaktan korkar olur insan. 
Ve en son eseri, kendi sessizliğinde,  yüreğine gömdüğü hazinesindir. Artık sadece kendine akar tüm düşünceleri, ve öylesine yaşar. 
Kırmamak ve artık daha fazla kırılmamak için . Kocaman sesler çıkarsa da konuşmaz aslında...

Onların arasında, onlardan uzak, onlardan korunmaya çalışarak.
Kocaman bir kalabalıkta, yapayalnız. 

17 Şubat 2014 Pazartesi

Gastronomiss Yemek Kursları Balıyor

Kurslarımız 
04. 03. 2014 Salı günü başlıyor. 

Grup Derslerimiz ( 10 kişilik gruplar ) 

Salı & Perşembe / 09:00 - 12:00 
Pazar / 15:00 - 18:00 
Çayyolu Behzat Restoran

Akşam Butik Çalışmalarımız ( 5 kişilik gruplar ) 
Salı & Perşembe / 18:00 - 21-00 
Rönesans evleri No: 26 çayyolu adresinde yapılmaktadır . 

Nisan ayından itibaren, açılacak butik mutfağımız ile Mustafa Kemal Mh. 2093. Sokak No: 6 Çankaya adresinde de derslerimiz başlayacak. 

Kurslarımız , birbirini tamamlayacak şekilde planlanmıştır. Her dersi alabilmeniz, hiç birini kaçırmamanız için, her biri, ay içinde bir kaç kez tekrarlanacaktır. 
Kurslarımızın amacı, doğru mutfak organizasyonu ve temel teknik bilgileri ile kısa sürede, çok farklı menüleri yaratmanızı sağlamak. 
İlk desten itibaren, öğrendiğiniz püf noktaları ile mutfakta çok daha az vakit geçirerek, çok daha keyifli yemekler yapabildiğinizi göreceksiniz. 

Kurslarımız ...

Yemek Pişirme Teknikleri 
Mutfak Organizasyonu, yiyecekleri saklama ve alışveriş incelikleri
Bebek ve Çocuk Menüleri Oluşturma
Çorbalar 
Et Pişirme Teknikleri
Balık Pişirme Teknikleri
Tavuk Pişirme Teknikleri
Sos Teknikleri  ( Soğuk & Sıcak )
Salatalar ve Mezeler
Vejeteryan Mutfağı 
İtalyan Mutfağı 
Makarna Yapımı 
Pizza Yapımı 
Çikolata Yapımı 
Kokteyl Yapımı 
Özel Menü Oluşturma ( şeker, Alzheimer, çölyak hastaları için ) 


Saygılarımızla...


Yeşim Kaya 

Gastronomiss 
www.gastronomiss.com